Klinik Uzmanlıklar

KIYMETLİ ÖĞRENCİLER; TERCİH BİR GELECEK TASARIMIDIR

Tercih Listesi Bir Gelecek Tasarımıdır

Dr. Mustafa Öztürk

YKS sonuçlarının açıklanması, milyonlarca genç için uzun ve yorucu bir hazırlık döneminin sona erdiği anlamına geliyor. Fakat sınav maratonunun ardından başlayan tercih günleri, en az sınav kadar dikkat, sabır ve sağduyu gerektiriyor. Çünkü önümüzde artık doğru şıkkı bulmaya dayalı bir test değil; gencin ilgi alanlarını, yeteneklerini, hayat beklentilerini ve geleceğe dair tasavvurunu birlikte değerlendirmeyi gerektiren bir karar süreci var. 2026 YKS sonuçlarının 21 Temmuz’da açıklanmasının ardından başlayan bu dönem, öğrenciler kadar ailelerin de soğukkanlı davranması gereken bir eşik niteliğinde.

Adaylar tercihlerini 29 Temmuz-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi veya mobil uygulama üzerinden yapacak. Süreç 10 Ağustos saat 23.59’da sona erecek. Bu yıl üniversitelerde toplam 805 bin 747 kontenjan bulunuyor ve her adayın en fazla 24 tercih hakkı var. Aynı listede lisans ve ön lisans programları birlikte yer alabiliyor. Rakamlar, seçeneklerin geniş olduğunu düşündürebilir; ancak asıl mesele çok sayıda tercih yapmak değil, her tercihin neden listede bulunduğunu bilmektir.

Tercih döneminde ilk dikkat edilmesi gereken nokta puandan çok başarı sırasıdır. Sınav puanları, soruların zorluk derecesine ve adayların genel performansına göre yıldan yıla değişebilir. Başarı sırası ise adayın sınava girenler arasındaki konumunu daha anlamlı biçimde gösterir. Bu nedenle geçen yıllardaki taban puanları tek başına esas almak yanıltıcı olabilir. Adayın kendi başarı sırasını, programların önceki yıllardaki sıralamalarını ve bu yıl açıklanan kontenjanları birlikte değerlendirmesi gerekir.

Bu yıl tercihleri daha hassas hâle getiren unsurlardan biri de belirli puan aralıklarında oluşan yığılmadır. Açıklanan verilere göre TYT’de ortaöğretim son sınıf öğrencilerinin doğru cevap ortalamaları Türkçede 20,5, sosyal bilimlerde 10,2, temel matematikte 6,8 ve fen bilimlerinde 4,3 olarak gerçekleşti. Matematik ve fen ortalamalarının düşük kalması, bu alanlarda güçlü performans gösteren adayların sıralamada daha avantajlı konuma gelmesine yol açtı. Eğitim uzmanlarının işaret ettiği puan yığılmaları da bazı bölümlerde geçen yılın sıralamalarına bakarak kesin sonuç çıkarılmasını zorlaştırıyor.

Kontenjan değişiklikleri de ayrıca incelenmelidir. Bir programın geçen yıl hangi başarı sırasıyla öğrenci aldığı kadar, bu yıl kaç kişilik kontenjan açtığı da önem taşır. Özellikle bazı vakıf üniversitelerinde hukuk, İngiliz Dili ve Edebiyatı ve İngilizce Öğretmenliği gibi bölümlerde görülen kontenjan daralmaları, tercih listesinin daha temkinli kurulmasını gerektiriyor. Kontenjan azaldığında bölümün başarı sırasının yükselmesi, arttığında ise daha gerilere gitmesi mümkündür. Bu yüzden tercih kılavuzu, geçen yılın verileriyle yan yana okunmalıdır.

Sağlıklı bir tercih listesi tek bir ihtimale yaslanmamalıdır. Listenin üst sıralarında adayın gerçekten istediği, kendi başarı sırasının biraz üzerinde kalan hedef programlar bulunabilir. Orta bölümde yerleşme ihtimalinin daha dengeli olduğu seçeneklere, alt bölümde ise başarı sırasıyla daha güvenli biçimde örtüşen programlara yer verilebilir. Fakat ‘garanti’ olarak görülen bir bölümü sırf açıkta kalmamak için yazmak doğru değildir. Aday, yerleştiğinde gitmeyeceği hiçbir programı listesine eklememelidir. Çünkü yerleşme ihtimali kadar, yerleştikten sonra sürdürülecek eğitim hayatı da hesaba katılmalıdır.

Tercih sürecinin en önemli sorusu şudur: Genç gerçekten ne okumak istiyor? Üniversitenin adı, şehrin cazibesi veya bölümün toplumdaki popülerliği ilk bakışta etkileyici olabilir. Buna karşılık dört yıl boyunca alınacak dersler, yapılacak uygulamalar, staj imkânları ve mezuniyet sonrasındaki çalışma alanları öğrencinin günlük hayatını doğrudan belirleyecektir. Bu nedenle bölümün müfredatı incelenmeli; derslerin içeriği, zorunlu ve seçmeli dersler, uygulama alanları, yabancı dil koşulları ve mezunların çalışabileceği sektörler araştırılmalıdır.

Ailelerin bu süreçteki rolü de son derece hassastır. Anne ve babalar çocuklarının geleceği için kaygı duyar; daha güvenli, itibarlı veya ekonomik getirisi yüksek gördükleri mesleklere yönlendirmek isteyebilir. Ne var ki baskıyla verilen karar, öğrencinin üniversiteye başladıktan sonra motivasyonunu düşürebilir ve bölüm değiştirme ya da eğitimi yarıda bırakma gibi sonuçlara yol açabilir. Ailenin görevi kararın yerine geçmek değil, gencin karar verebilmesini kolaylaştırmaktır. Dinlemek, soru sormak, seçenekleri birlikte araştırmak ve gerçekçi riskleri göstermek çoğu zaman en doğru destektir.

Resmî kaynakların dikkatle incelenmesi bu dönemin vazgeçilmez şartıdır. ÖSYM’nin Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu ile YÖK Atlas verileri, tercih masasının temel başvuru kaynakları olmalıdır. Programın burslu, indirimli veya ücretli olması; özel koşullar; hazırlık sınıfı; öğretim dili; yerleşke; sağlık şartları; başarı sırası barajları ve ücretlerin devam koşulları gibi ayrıntılar sonradan sürpriz oluşturmamalıdır. Özellikle vakıf üniversitelerinde bursun kapsamı ve hangi durumlarda kesilebileceği mutlaka açık biçimde öğrenilmelidir.

Tercihlerin son güne bırakılması da sık yapılan hatalardan biridir. Sistem yoğunluğu, internet bağlantısı veya aday şifresiyle ilgili sorunlar son saatlerde gereksiz bir paniğe dönüşebilir. En sağlıklı yöntem, taslak listeyi erken hazırlamak; birkaç gün boyunca yeniden gözden geçirmek; bölüm, üniversite ve özel koşulları kontrol ettikten sonra işlemi tamamlamaktır. Aday, tercihlerini sisteme girdikten sonra kayıt ekranını kontrol etmeli ve yaptığı işlemin geçerli olduğundan emin olmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığının oluşturduğu danışmanlık birimleri, rehber öğretmenler, üniversitelerin tanıtım günleri ve ücretsiz bilgilendirme hizmetleri bu süreçte önemli bir imkân sunuyor. Ancak danışmanlık, öğrencinin yerine karar vermek anlamına gelmez. İyi bir danışman, adayın başarı sırasını ve seçeneklerini değerlendirirken onun ilgi ve hedeflerini de merkeze alır. Yapay zekâ, dijital teknolojiler ve gelecekte öne çıkması beklenen alanlar elbette dikkate alınmalıdır; fakat ‘geleceğin mesleği’ etiketi tek başına tercih sebebi olmamalıdır. Bir alanın geleceği kadar, öğrencinin o alanda üretme isteği ve uzun süreli emeğe hazır oluşu da belirleyicidir.

Sonuç olarak tercih listesi, birkaç dakikada sıralanacak bölüm adlarından ibaret değildir; gencin önündeki yıllara ilişkin bir yol haritasıdır. Bu yol haritası hazırlanırken verilerden yararlanmak, başarı sırasını doğru okumak, kontenjan değişikliklerini hesaba katmak ve resmî kılavuzdaki koşulları dikkatle incelemek gerekir. Fakat bütün bu teknik bilgilerin merkezinde öğrencinin kendisi bulunmalıdır. Aceleyle, aile baskısıyla veya popüler eğilimlerin etkisiyle yapılan tercihler yerine; bilgiye dayanan, dengeli ve kişinin gerçek ilgi alanlarıyla uyumlu seçimler daha sağlıklı bir üniversite hayatının kapısını açacaktır. 10 Ağustos’a kadar sürecek bu dönemde en doğru tercih, gencin hem bugünkü imkânlarını hem de yarın kurmak istediği hayatı birlikte gözeten tercihtir.